25 Mart 2017 Cumartesi

Faşizm ve terbiyesizlik sınır tanımıyor. Erdoğan'ın mitingine gitmeyen muhtar görevden alındı, yerine kayyum atandı!





Faşizm ve terbiyesizlik sınır tanımıyor. 
Erdoğan'ın mitingine gitmeyen muhtar görevden alındı, yerine kayyum atandı!
Manisa'nın Salihli ilçesindeki Gaffar Okkan Mahallesi Muhtarı Kamuran Kocaman'ın, Cumhrubaşkanı Erdoğan'ın 24 Şubat'taki Manisa mitingine katılmadığı için görevden alındığı, yerine kayyum atandığı iddia edildi. 
Resmi görevden alma gerekçesi olarak da Kocaman hakkında verilen ve ertelenen bir cezanın gösterildiği öğrenildi.
Manisa'nın Salihli ilçesindeki Gaffar Okkan Mahallesi Muhtarı Kamuran Kocaman'ın yerine kayyum atandı. Muhtar Kamuran Kocaman'ın Erdoğan'ın Manisa'daki mitingine katılmadığı ortaya çıktı.
Dihaber'in aktardığına göre, Manisa'da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 24 Şubat'taki toplu açılış ve referandum mitingine katılmayan muhtar görevden alındı. Düzenlenen mitinge çevre il ve ilçelerden bir çok kişi otobüslerle getirilirken, Salihli ilçesi Gaffar Okkan Mahallesi Muhtarı Kamuran Kocaman'ın, mitinge katılmadığı için görevden alındığı, resmi gerekçe olarak ise hakkında ertelenen bir cezanın gösterildiği öğrenildi.
Mitinge gitmediği için aynı gün ilçe kaymakamlığına çağırılan Kocaman'a görevden alındığının tebliğ edildiği ve gerekçe olarak hakkında ertelenen bir cezanın gösterildiği belirtildi. Kocaman'ın yerine ise başka bir muhtar atandı.

MİTİNGE GİTMEYİNCE KAYMAKAM ARADI
Yaşadıklarını anlatan Kocaman, 24 Şubat günü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Manisa'da düzenlediği mitinge gitmemesi üzerine ilçe kaymakamının kendisini aradığını söyleyerek, "Cumhurbaşkanı Manisa'ya gelmiş. Beni de aradılar, işim olduğu için toplantıya gidemedim. Kaymakam aradı. 'Sen mahallede misin bir yere gitmedin mi?' diyerek toplantıya gidip gitmediğimi sordu. Gitmediğimi işimin olduğunu söyledim. Bana 'Öğleden sonra gel görüşelim seninle' dedi. Öğleden sonra gittiğimde ise bana görevden alındığımı söyledi" dedi.

"İŞÇİYİM, ÇALIŞIYORUM NASIL MİTİNGE GİDEYİM?"
Görevden alınmasının gerekçesinin ne olduğunu tam olarak bilmediğini söyleyen Kocaman, kendisine gerekçe olarak hakkında daha önce ertelenen bir cezanın öne sürüldüğünü belirtti. Kocaman, "Gerekçe olarak ben 2009 yılında İzmir'de bir ehliyet almıştım, sürücü belgesi. Bu kursun sertifikası yokmuş. 2010 yılında bu ehliyet sahtedir diye bizden geri aldılar. 2014 yılında seçime girdim. 2015 yılında ehliyet için 2 yıl 1 ay gibi bir hapis cezası alacağıma dair karar geldi. Cezalar ertelendi. Ehliyet gerekçe değil. Benim gibi binlerce insan var. Kursun yaptığı sahtekarlığı bize mal etmeleri de iyi bir şey değil. Toplantıya gitmediğim için görevden alındığımı düşünüyorum başka ne olabilir ki?" diye kaydetti.
Kendisinin işçi olduğunu ve çalıştığını belirten Kocaman son olarak "Nasıl gideyim toplantıya, gidemedim işçi bir insanım. Çalışıyorum, muhtarlık maaşı ile nasıl geçineyim?" dedi.

MUHTARLAR DERNEĞİ: GEREKÇE İLE İLGİLİ BİLGİMİZ YOK
Konuya ilişkin konuşan Salihli Muhtarlar Derneği yetkilileri ise Kocaman'ın hangi gerekçe ile görevden alındığını bilmediklerini söyledi. Görevden alınma durumunu çevreden duyduklarını ve Kocaman'ın yerine başka bir muhtar atandığını belirten yetkililer, "Açığa alınma durumundan bilgimiz var ancak ne gerekçeyle açığa alındığını bilmiyoruz. Yerine başka bir muhtar atandı. Kendisi gelip söylemedi. Biz yalnızca açığa alındığını duyduk. Haziran'da seçim var orada. Yasalarımız öyle gerektiriyor. Haziran'ın ilk haftasında seçim olur" dedi.

SARAY'A GİTMEYEN MUHTARA DA SORUŞTURMA AÇILMIŞTI
Öte yandan Ocak ayında da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gelenekselleştirilen muhtarlar buluşmasına katılmayı reddeden Trabzon’un Vakfıkebir ilçesindeki Çarşı Mahallesi’nin muhtarı Gökhan Bahadır hakkında da ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla soruşturma açılmıştı. www.gercekgundem.com

'5 bin akademisyen ihraç edildi'



'5 bin akademisyen ihraç edildi'
CHP, Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen akademisyenlerin durumuna ilişkin rapor hazırladı.
Genel Başkan Yardımcıları Selin Sayek Böke ve Zeynep Altıok tarafından hazırlanan ön rapor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na sunuldu.
“İhraç Edilen Akademisyenler, Çölleştirilen Üniversiteler” başlığıyla hazırlanan raporda, “Özgür düşüncenin ve bilimin en önemli kaynağı olan üniversite ve eğitim kurumlarında müfredattan kadro atamalarına kadar AKP iktidarının siyasal görüşü çerçevesinde haksız uygulamalar ve baskıların yaşandığı bir dönemde, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından üniversiteler Kanun Hükmünde Kararnamelerle çölleştiriliyor” denildi.
5 BİNE YAKIN AKADEMİSYEN İHRAÇ EDİLDİ, EN FAZLA ÇANAKKALE ÜNİVERSİTESİ
Raporda, şimdiye kadar 21 KHK ile 8 farklı dalga yaşandığını ifade edilerek, Türkiye’de bulunan 191 üniversiteden 15’inin kapandığı, 112 üniversiteden toplam 4 bin 811 akademisyenin ihraç edildiği belirtildi. Rapora göre, ilk sırada Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (142) yer alırken, bunu Celal Bayar Üniversitesi (131), Erciyes Üniversitesi (124) ve Ankara Üniversitesi (117) takip etti.
Üniversitelerdeki ihraç dalgasının en büyüğünün 686 Sayılı KHK ile gerçekleştiği ve bu KHK ile toplam 330 akademisyenin ihraç edildiğini belirtilen raporda, ayrıca “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atan akademisyenlerden 312’sinin de meslekten ihraç edildiği kaydedildi. Rapora göre, bu akademisyenlerden; 88’i Ankara Üniversitesi, 27’si Anadolu Üniversitesi, 27’si Yıldız Teknik Üniversitesi, 23’ü de Marmara Üniversitesi’nden.
İhraç edilen “imzacı” akademisyenlerin mensup olduğu bölümler ise en çok Sosyoloji, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Gazetecilik, İktisat, Hukuk ve Kamu Yönetimi oldu.
ORTAK ÇALIŞMAYA DEVAM
Akademisyenler ve CHP milletvekillerinin basın açıklamaları sırasında kampüslerde yaşanan olayların fotoğraflarının da yer aldığı raporda, akademisyenlerin talepleri doğrultusunda ortak bir çalışma yürütüleceği, alınacak karar ve atılacak adımların bu taleplere uygun şekilde belirleneceği vurgulandı.
Türkiye’nin içinde bulunduğu referandum sürecine rağmen, çalışmaların yavaşlamaması ve sürecin bundan sonraki aşamalarının bir an önce hayata geçirilebilmesi amacıyla, akademisyenler ile CHP yöneticilerinin ortak toplantılarının da devam edeceği belirtildi.

Alparslan Türkeş'in kızı referandum kararını açıkladı




Alparslan Türkeş'in kızı referandum kararını açıkladı

MHP'den ihraç edilen Sinan Oğan, anayasa oylamasının sonucunu Türk milliyetçilerinin belirleyeceğini ifade ederek, "Türk milliyetçileri ayağa kalkıp 'bir dakika kardeşim. Biz bu ülkenin sigortasıyız, her zaman bunu böyle ifade ediyoruz. Bugün sigorta devreye girmiştir ve biz buna hayır diyoruz' diyorlar" şeklinde konuştu.
Odunpazarı Kent Konseyi ile Cumhuriyet ve Demokrasi Gönüllüleri'nin davetlisi olarak Eskişehir'e Alparslan Türkeş'in kızı Çağrı Türkeş ile birlikte gelen Sinan Oğan, Hasan Polatkan Kültür Merkezi'nde düzenlenen toplantıya katıldı. Sinan Oğan ile Çağrı Türkeş salona alkışlar arasında girdi.
http://www.birgun.net/


Çağrı Türkeş, burada yaptığı konuşmasında referandumda hayır diyeceğini belirtti. Türkeş, "Geçen 15 senelik zaman zarfında ülkemize birçok tuzaklar kurulduğuna şahit olduk. Ve Sayın Cumhurbaşkanımız da kendisinin birçok konuda aldatıldığını söyledi, itiraf etti. Bu son değişiklik teklifi de, son bir aldanmaya kapı açacak bir tekliftir. Ben bu şekilde nitelendiriyorum. Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, Türk Milletinin birliğini tehlikeye sokacak bir teklif olduğunu gördüğüm için hayır diyorum. Ve bunu rahmetli babam Alparslan Türkeş de tamamen onun ilkelerine karşı bir tekliftir bu. O hayatta olsaydı, böyle bir teklifi Milliyetçi Hareket Partisi yöneticilerinin yapması mümkün olmazdı. Milliyetçi Hareket Partisi yöneticilerinin böyle bir teklife öncülük etmesi bundan evvel bütün iddialarının çürütür mahiyette bir davranıştır ve hepimizi çok üzmektedir. Biz ülkemizin selameti için, partimizin ayakta kalabilmesi için gönülden hayır diyoruz."
OĞAN: SİGORTA DEVREYE GİRMİŞTİR
Sinan Oğan ise 16 Nisan'daki anayasa oylamasının sonucunu Türk milliyetçilerinin belirleyeceğini belirterek şöyle konuştu:
"Evet diyenler kendilerini bu ülkenin vatanseverleri olarak adlandırıyor, bazen doğrudan, bazen üstü kapalı bir şekilde. 'Bu anayasa bu ülkenin ihtiyaçlarını giderecek bir anayasa değil. Bizim toplumsal uzlaşı senedimiz olmaktan çok uzak bir anayasadır. Dolayısıyla da bir an önce bu anayasayı gündemimizden çıkarmalı, memleketin gerçek sorunlarına eğilmeliyiz' diyenler şimdi terörist olmuş. Böyle bir ortamda anayasayı oylayamaya doğru hızla gidiyoruz. Bu anayasa oylamasının sonucunu Türk milliyetçileri belirleyecek. Onun bir defa altını çiziyorum. Çünkü Türk Milliyetçilerine güvenerek bu anayasa teklifini hazırlayanlar bugün Türk milliyetçilerinin ayağa kalkıp 'bir dakika kardeşim. Biz bu ülkenin sigortasıyız, her zaman bunu böyle ifade ediyoruz. Bugün sigorta devreye girmiştir ve biz buna hayır diyoruz' diyorlar."
DİYARBAKIR'DAKİ ŞEYH SAİT PANKARTI
Diyarbakır'da Şeyh Sait ile ilgili asılan pankart konusuna da değinen Sinan Oğan şunları söyledi:
"Düne kadar Türk milliyetçilerine ne diyorlardı, 'bunlar Fatiha bilmez' diyorlardı. Çok ilginçtir ve utanç tablosudur ki; Diyarbakır sokaklarında şimdi bir afiş oluşturuluyor. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları milli mücadeleyi sürdürürken Anadolu'da Doğu ve Güneydoğu'nun bazı illerinde İngilizlerle beraber ayaklanmalar çıkararak bizim Musul, Kerkük'ü kaybetmemize ve Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'in büyük sıkıntılar ve zorluklar yaşamasına sebep olan Şeyh Sait ayaklanmalarının mimarı Şeyh Sait için Diyarbakır'da bir afiş asılmış.
Başbakanın resminin yanında Şeyh Sait'le ilgili şöyle bir cümle var 'Vereceğiniz her evet oyu Şeyh Sait ve arkadaşlarının ruhuna bir Fatiha olacaktır' diyor. Biz de buradan diyoruz ki vereceğiniz her hayır oyu Şeyh Sait zihniyetinde olanların sandıklara gömülmesine vesile olacaktır. Bugün neyi oyluyoruz biliyor musunuz? Saltanat özleminde olanlarla Mustafa Kemal Atatürk'ün kurmuş olduğu cumhuriyeti ve onun değerlerini savunmayı oyluyoruz. Saltanata elbette ki hayır diyeceğiz."

(DHA)

'5 bin akademisyen ihraç edildi'




'5 bin akademisyen ihraç edildi'
CHP, Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen akademisyenlerin durumuna ilişkin rapor hazırladı.
Genel Başkan Yardımcıları Selin Sayek Böke ve Zeynep Altıok tarafından hazırlanan ön rapor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na sunuldu.
“İhraç Edilen Akademisyenler, Çölleştirilen Üniversiteler” başlığıyla hazırlanan raporda, “Özgür düşüncenin ve bilimin en önemli kaynağı olan üniversite ve eğitim kurumlarında müfredattan kadro atamalarına kadar AKP iktidarının siyasal görüşü çerçevesinde haksız uygulamalar ve baskıların yaşandığı bir dönemde, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından üniversiteler Kanun Hükmünde Kararnamelerle çölleştiriliyor” denildi.
5 BİNE YAKIN AKADEMİSYEN İHRAÇ EDİLDİ, EN FAZLA ÇANAKKALE ÜNİVERSİTESİ
Raporda, şimdiye kadar 21 KHK ile 8 farklı dalga yaşandığını ifade edilerek, Türkiye’de bulunan 191 üniversiteden 15’inin kapandığı, 112 üniversiteden toplam 4 bin 811 akademisyenin ihraç edildiği belirtildi. Rapora göre, ilk sırada Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (142) yer alırken, bunu Celal Bayar Üniversitesi (131), Erciyes Üniversitesi (124) ve Ankara Üniversitesi (117) takip etti.
Üniversitelerdeki ihraç dalgasının en büyüğünün 686 Sayılı KHK ile gerçekleştiği ve bu KHK ile toplam 330 akademisyenin ihraç edildiğini belirtilen raporda, ayrıca “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atan akademisyenlerden 312’sinin de meslekten ihraç edildiği kaydedildi. Rapora göre, bu akademisyenlerden; 88’i Ankara Üniversitesi, 27’si Anadolu Üniversitesi, 27’si Yıldız Teknik Üniversitesi, 23’ü de Marmara Üniversitesi’nden.
İhraç edilen “imzacı” akademisyenlerin mensup olduğu bölümler ise en çok Sosyoloji, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Gazetecilik, İktisat, Hukuk ve Kamu Yönetimi oldu.
ORTAK ÇALIŞMAYA DEVAM
Akademisyenler ve CHP milletvekillerinin basın açıklamaları sırasında kampüslerde yaşanan olayların fotoğraflarının da yer aldığı raporda, akademisyenlerin talepleri doğrultusunda ortak bir çalışma yürütüleceği, alınacak karar ve atılacak adımların bu taleplere uygun şekilde belirleneceği vurgulandı.
Türkiye’nin içinde bulunduğu referandum sürecine rağmen, çalışmaların yavaşlamaması ve sürecin bundan sonraki aşamalarının bir an önce hayata geçirilebilmesi amacıyla, akademisyenler ile CHP yöneticilerinin ortak toplantılarının da devam edeceği belirtildi.

300 AKP'li artık 'HAYIR' saflarında!




300 AKP'li artık 'HAYIR' saflarında!
Karabağlar Belediye Meclis üyesi AKP'li İsmail Taş ve birlikte hareket ettiği parti üyesi 300 kişi partilerinden istifa edip CHP saflarına katıldı.
Cumhuriyet Halk Partisi Karabağlar ilçe teşkilatı bünyesi dikkat çekici bir rozet takma töreni gerçekleşti. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) bünyesinde siyaset yapan ve aynı zamanda Karabağlar Belediye Meclis Üyesi olan İsmail Taş ve kendisiyle birlikte hareket eden AKP üyesi 300 kişi, istifa ederek Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) saflarına geçti.

İsmail Taş’a CHP rozetini İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu taktı. Karabağlar’da düzenlenen rozet takma törenine Başkan Kocaoğlu’nun yanı sıra Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, CHP İzmir İl Başkanı Ali Asuman Güven, CHP Karabağlar İlçe Başkanı Ali İhsan Yıldız, meclis üyeleri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı.

Çiçeği burnunda CHP’liler, referandum sebebiyle ülkenin bölünmeye doğru gittiğini ve tüm yetkinin bir kişide toplanacağından, artık milletin söz söyleme hakkının olmayacağını, bu yüzden de eşit, adaletli, katılımcı bir siyaset yapılamayacağını gördüklerini bun nedenle AKP’den istifa ettiklerini söyledi.
Törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Birlikte güçlenerek ülkemizi daha aydınlık günlere taşımak üzere çalışıyoruz. Bu ülke bizim. 80 milyonun ayrısı gayrısı yok. Çalışarak birlik ve dayanışma içerisinde bunu başaracağız” şeklinde konuştu.

Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu ise “Bundan sonra birlikte bir yolu, bir mücadeleyi paylaşacağız. Bu yolda İsmail Taş ve partimiz bünyesine katılan diğer arkadaşlarımız bizlere güç verecek, enerji verecek, motivasyon verecek. Bu enerji ve motivasyonla da ülkemizi daha iyi noktalara, daha güzel günlere hep birlikte taşıyacağız. Bunda da sizlerin büyük payı olacak. Umarım 16 Nisan'dan sonra da ülkemizde barış, hoşgörü, kardeşlik olur ve hep birlikte bu ülkeyi daha güzel günlere taşırız. Kararınızdan dolayı sizleri yürekten kutluyorum” diye konuştu.

Bu ülkede bize emanet edilen en büyük mirasın bağımsızlık ve parlemento olduğunu söyleyen CHP İzmir İl Başkanı Ali Asuman Güven ise, “23 gün sonra hep birlikte sandığa gideceğiz. İnşallah ‘hayır’lı sonuç alırız. Bu ülke 16 Nisandan sonra daha iyi günlere adım atacak. Burada siyaset yapmam hoş olmaz. Sizler düşündünüz taşındınız ve buraya geldiniz. Bizim insanlarımız bu ülkenin tapusunu bir kişiye vermeyecek, 17 Nisanda hep beraber güzel günlerde birlikte olacağız. Bunu hep birlikte başaracağız ”dedi.

CHP Karabağlar İlçe Başkanı Ali İhsan Yıldız da CHP'ye katılım gerçekleştiren meclis üyesi İsmail Taş ve diğer yeni üyelerine hoş geldiniz diyerek, bu birliktelikle siyasi mücadeleye yeni bir güç kazandırıldığını belirtti.

AKP’nin ideolojik dayatmalarının yanlış olduğunu örneklerle anlatan İsmail Taş, “Sadece yarım gün ‘evet’in programına katıldım. Halka ‘evet’i anlatmak için dolaşırken bir şeyi fark ettim. Kendimi inandıramadığım bir şeyi nasıl olur da başkasına anlatabilirdim ki? Bu karar vicdanımla ters düşüyordu. Ve dedim ki ‘Ben ‘evet’i anlatamam, bu karar bize göre değil’. Sanki ülkede bütün sorunlar bitmiş gibi bütün amaçları, kendileri ve yandaşlarını kontrol altına almak. Sanki bu ülkede Kürt sorununa, Alevi sorununa, çiftçiye, işsize, istihdama çözüm buldular da Başkanlık sistemini kafalarına taktılar, anayasayı değiştirmek istediler. AKP içerisinde bize şunu öğretirlerdi. Bu ülkede, eğer ki evet çıkarsa her şey güllük gülistanlık olacak diye.

2015 seçiminde de böyle dediler. Durum şimdi ortada huzursuzluk, işsizlik hat safhada. Hani ülkede barışı sağlayacaktınız? Barışı, huzuru insanları ötekileşmeyen bir toplumu istiyoruz. Biz çocuklarımız için, ülkemizin geleceği için, daha huzurlu günler için ‘hayır’ diyoruz. Dürüst başkanların ve dürüst insanların yanında olmamız gerekiyor. Bugün ne Aziz Kocaoğlu’na ne de Muhittin Selvitopu’na düzgün adam değil diyemiyorlar. Ben hizmeti verecek olanların yanında durmayı tercih ettim. Sizinle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. İyi ki yoldaşlarla iyi ki cumhuriyeti kuranlarla birlikteyim. Sonuna kadar hayır diyeceğiz. Bu sefer doğru adrese geldik” dedi. İzgazete - 

AKP'li kadınlara halk pazarında toplu tepki







AKP'li kadınlara halk pazarında toplu tepki

İzmir'in Urla ilçesindeki pazar yerine "evet" propagandası için giden AKP Kadın Kolları üyeleri, neye uğradıklarını şaşırdılar. 
Urla halkı, yerli üreticiler ve pazarcılar tarafından yuhalanan AKP'li kadınlar, İzmir'e geri dönmek zorunda kaldılar.
Türkiye, Başkanlık anayasası olarak adlandırılan anayasa değişiklik teklifinin oylanacağı referanduma doğru giderken, referandum çalışmaları AKP için gittikçe zorlaşıyor. 
İzmir ve civarında HAYIR çalışması yapmak üzere sokağa çıkan AKP’liler her yerde halkın tepkisiyle karşılaşıyor. Son olarak bir otobüs dolusu AKP’li Urla halk pazarına giremeden halk tarafından kovalandı. 
İzmir’in her yerinde benzer manzaralar yaşanıyor. İktidara tepki duyan halk AKP’lileri bulundukları yerden kovuyor. Üstelik bunu satırlarla, sopalarla değil, toplu bir “Yuh!” çekerek yapıyor. 
Ellerinde broşürlerle 'Evet' çalışması yapan AKP'lilere halk pazarındaki vatandaşlar hep bir ağızdan 'Hayır, Hayır' diye slogan atarak yanıt verdi.

İşte Urla halk pazarından görüntüler:

AKP İzmir Kadın Kolları, dün Twitter resmi hesabından "Bugün Urla ilçemizdeyiz. İlçe kadın kollmızla birlikte ilçemizin köylerinde sokak taraması ve çat kapı ziyaretler gerçekleştirdik" ifadeleriyle Urla'daki "evet" çalışmasından fotoğraflar paylaşmıştı.
CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı'nın Twitter hesabında paylaştığı görüntüler işin iç yüzünü ortaya çıkardı. Urla pazarına getirilen bir otobüs dolusu AKP'li kadın, pazarda "evet" bildirisi dağıtıp propaganda yapmak isterken, hiç beklemedikleri bir tepkiyle karşılaştı.
CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, pazarda çekilen o anları, "İzmir'den bir otobüs dolusu AKP'li kadının Urla pazarına gelip referandum çalışması yapması ve Urla halk orkestrasının kısa yanıtı... #Hayır" ifadeleriyle paylaştı.  
halkızbiz

Berna Laçin, referandum konusunda uyardı Hani zamanında Mısır’da bir günde herkesin evine arsasına, parasına el konuldu ya hah işte o madde referandumda.Tek kişi karar verecek buna.






Berna Laçin, referandum konusunda uyardı
Hani zamanında Mısır’da bir günde herkesin evine arsasına, parasına el konuldu ya hah işte o madde referandumda.Tek kişi karar verecek buna.
Oyuncu Berna Laçin, referandumda oy kullanacak vatandaşları hâlihazırda yürütülen propaganda faaliyetleri konusunda uyardı.
Berna Laçin, referanduma sayılı günler kala yapılan propagandaların halkı bilgilendirmekten çok uzakta olduğunun altını çizerek, “İnsanlar evet ya da hayır dedikten sonra nelerin değişeceğini anlamak üzere referandum için teklif edilen maddeleri dikkatlice incelemeli” dedi ve şunları yazdı: “Propagandalara kulak tıkayın, alın referandum için teklif edilen maddeleri önünüze, gözünüzle gördüğünüzü aklınızın süzgecinden geçirin. Arkadaş insaf! Ya propaganda hazırlayanlar mevzuatı tersinden anlamış,ya birileri aklımızla dalga geçiyor! Hani zamanında Mısır’da bir günde herkesin evine arsasına, parasına el konuldu ya hah işte o madde referandumda.Tek kişi karar verecek buna.

18 maddelik oylamayla alakası olmayan şeyler anlatıp ” O yüzden evet” demek… Anlat işin doğrusunu, evet mi hayır mı herkes aklıyla desin!
“Başkanın artık cumhurun yani tüm halkın değil partisinin başkanı olacağına dair madde
Vallaha ben kendim demiyorum, birkaç madde koydum bir göz atın, bir düşünün, yarını da tartın kendiniz karar verin…
berna-lacin-ic-2
Gördük ki siyasiler çabuk kandırılabiliyor. 5 sene sonra gene birileri kandırırsa,Tek Adam Başkanlığı’nda o pirincin taşını ayıklayamayız işte!
halkızbiz

Kuran Peygamber resmini yasaklamıyor, yasak sonra çıktı


Kuran Peygamber resmini yasaklamıyor, yasak sonra çıktı 
İslam, Hz. Muhammed’in resmedilmesini yasakladı mı? Bugünkü yasağın tarihsel kaynağı ne? Hz. Muhammed geçmişte nasıl tasvir edildi? Charlie Hebdo saldırısından beri aklımızda dönüp duran soruları yönelttiğimiz uzmanlar hemfikir: Kuran’da böyle bir yasak yok.
Zeynep MİRAÇ
Resim yasağı, Suudi Arabistan’daki Vahabiler’e ait bir propaganda
Doç. Christiane Gruber / Michigan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde İslam sanatı üzerine ders veriyor. Kuran’ın resmi yasaklamadığına dair bir makalesi geçen hafta Newsweek’te yayımlandı
Hz. Muhammed’in resmedilmesi İslam’da kesinkes yasak mıdır?
Hayır, Kuran’da böyle bir yasak yok. Fıkıh da modern öncesi dönemde Hz. Muhammed’in resimlerinin yasaklandığına dair bir fetva içermiyor. Yasağın sonradan ortaya çıktığı, yazılı bir kurala değil beklentilere dayandığı görülüyor.

Kuran yasaklamıyorsa bugünkü yorumların ya da yanlış bilginin kaynağı nedir?
İslam kültürleri geleneksel olarak kamusal alanda figür resmetmekten uzak durmuşlar. Hiçbir camide Hz. Muhammed’in sureti yoktur. Ancak bir yasak olduğuna dair kesin düşünce, nispeten modern bir olgu ve Arap Yarımadası’nda Vahabiliğin yükseldiği 1800’lerin başına uzanıyor. Vahabiler, Mekke ve Medine’yi ele geçirdiklerinde Hz. Muhammed’le ve ilk Müslümanlarla ilişkili türbe ve mezarları yok ettiler, kutsal emanetlerden kurtulmaya çalıştılar. Emanetler, Peygamber’in izlerini ve ona ait eşyaları korumak isteyen Osmanlı tarafından kurtarıldı. Bu nedenle de bunlardan bazıları bugünTopkapı Sarayı’nda.
PEYGAMBER’İN MİRASINA EN BÜYÜK ZARARI VAHABİLER VERDİ
Peygamber’in pembe gül ile simgelendiği bu hilye, bir Osmanlı hilye albümüne ait ve bugün Sadberk Hanım Müzesi’nde yer alıyor. (solda) III. Murat tarafından Peygamber’in hayatını anlatan ‘Siyer-i Nebi’ için ısmarlanan minyatürde Hz. Muhammed Kâbe’de tasvir ediliyor.
Bu yıkıcılık o dönemle mi sınırlı?
Hayır. Yakın tarihte, Vahabiler büyük bir kentsel gelişim uğruna Mekke’deki tarihi alanları yerle bir ettiler; yol boyunca yok edilen başka yerler de oldu. Vahabi hukukçuları, Peygamber merkezli mirasın yok edilmesini Peygamber’e şirk koşulmasını ve tapınılmasını önleyen emirle açıkladılar. Ve şimdi Suudiler Hz. Muhammed’in naaşının mezarından çıkarılmasını ve bilinmeyen bir yere defnedilmesini dahi düşünüyorlar. Böylece hacıların ona tapınmasını engelleyeceklerini iddia ediyorlar. Kısacası bu resim yasağı, Vahabiler’e ait bir 1800 sonrası propaganda. Bütün dünyaya yayıldı.
Osmanlı döneminde Peygamber’in gül imgesiyle resimlendiğini görüyoruz. Osmanlı sultanlarının bu doğrultuda bir emri var mıydı?


Bildiğim kadarıyla hiçbir emir yoktu. Aslında 18. ve 19. yüzyıllarda da ‘Gül-i Muhammedi’nin yükselişini görebilirsiniz. Bugün Türkiye’de tercih edilen ve sergiler yoluyla devlet tarafından da desteklenen peygamber merkezli eser formatı hilyedir. Hatırlarsınız, çok kısa bir süre önce hilyenin içerdiği bilgilerin mevlit törenlerine davetiye olarak hazırlanan bir nüfus cüzdanı şeklinde dağıtıldığına dahi şahit olduk.
Ya Batı kültürü? Orada bu resimler kendine nasıl yer buldu?
Avrupa ve Amerika sanatında Hz. Muhammed Peygamber belli bir topluluğun ve dönemin beklentilerine göre tasvir edildi. Kimi zaman Kuran’ın yazarı ve Hıristiyan ayrılıkçısı olarak gösterildi. Bunlar Katoliklerle Protestanlar birbirlerini ‘Kutsal Kitap’tan sapmakla itham ettiklerinde ortaya çıktı.
Hz. Muhammed’in vefatını gösteren minyatür, diğer ‘Siyer-i Nebi’ minyatürleri gibi Topkapı Sarayı’nda saklanıyor.
19 Ocak 2015  Tarihli kelebek gazetesinden alıntıdır.
OSMANLI'DA HZ. MUHAMMET RESİMLERİ:
İran'ın çektiği "Allah'ın Elçisi: Hz. Muhammet" adlı filmle birlikte resim sanatı üzerine tartışmalar yeniden başlamıştır.
Hz. Muhammet'in değil saçı, eli, yüzü, silüeti bütün bedeni Osmanlı'da defalarca resmedilmiştir. 1800'lerden sonra ise İslam'ın Selefi-Vahabi anlayışının (Işid zihniyeti) resmedenleri tekfir yani kâfir ilan ederek öldürmeye başlamasıyla birlikte bu konu tabu haline getirilmiştir.
Hz. Muhammet'le ilgili en önemli ilk resimler Miraçname’de yer alır.
Kitap metninin tamamı günümüze ulaşamamış olmasına rağmen minyatürlerinden bir kısmı yapraklar halinde bir albümde yer alır. Metniyle birlikte günümüze ulaşan Hz. Muhammet resimleri içeren Miraçname, Paris Bibliothèque National adlı kütüphanededir.
Baysungur’un nakkaşhanesinde 1436 senesinde hazırlanmış eserin dili Uygurca olup içinde 57 adet minyatür bulunmaktadır. 
Eserin ilk minyatürü Cebrail’in Hz. Muhammet'in evine gelerek onu Miraç yolculuğuna davetini göstermektedir.
Aynı zamanda Nizamî’nin Hamse’sinde de Hz. Muhammet resimleri bulunmaktadır.


Nizamî Hamse’nin ilk bölümü olan Mahzenü’l-Esrar’a başlarken Hz. Muhammet'ten ve Miraç olayından bahseder.
Bu nedenle bütün resimli Nizamî Hamse’lerinin ilk minyatürü simgeleşmiş Miraç tasviridir.
XV. yüzyılda Hz. Muhammet'in hayatıyla ilgili tasvirlere yine bir siyer kitabında rastlanır.
Bu eser tahminen 1417 yılında Timurlu Sultanı Şahruh adına hazırlanmıştır.
XV. asrın sonunda Hz. Muhammet'in resimleri daha farklı tarih kitaplarında yer almaya başlar. Bu kitaplar, Hz. Ali, Hz. Hamza gibi Peygamber'in yakınlarının kahramanlıklarını anlatan eserlerdir. Hz. Ali resimlerine de ilk kez bu eserlerde rastlanmaktadır.
Resimli siyer kitapları içinde en önemli ve sahip olduğu minyatür açısından en zengin olanı, Erzurumlu Darirî’nin Siyer-i Nebî adlı XIV. asırda yazdığı eserin Sultan III. Murad tarafından XVI. asrın sonunda yeniden minyatürlü olarak hazırlanmış olan nüshasıdır. Arşivlerde bulunan belgeye göre 349 bölümden meydana gelen ve 810’dan fazla minyatür bulunan bu eser ancak III. Mehmed devrinde tamamlanabilmiştir. 1594-95 yılında tamamlanan eser altı cilttir. Eser tamamlandığında çalışanlara in’amlar verilmiştir.
Hz. Muhammet'in resimlerinin yer aldığı diğer Osmanlı eserleri:

Havernâme: 1476 tarihli kitap İbn Hüsam tarafından yazılmıştır.
Ravzatü’s-Safâ: XVI. asırda Mir Havend tarafından yazılmış genel tarih kitabıdır.
Kısas-ı Enbiyâ: Nişabûrî tarafından yazılmıştır. Bütün peygamberlerin hayat hikayeleriyle birlikte resimleri mevcuttur.
Ahsenü’l-Kibar: XVI. yüzyılda 1526 yılında Hüseyin el-Alevî el-Verâmî tarafından Şah Tahmasp adına yazılmış, biyografi karakterinde bir eserdir.
Şah Tahmasp devrinde 1568 yılında yazılan bir diğer resimli eser, Âsâr-ı Muzaffer adıyla bilinen manzum Siyer-i Nebî kitabıdır.
Mecâlisü’l-Uşşak: XVI. asırda Timurlu sultanı Hüseyin Baykara tarafından yazıldığı tahmin edilen Hz. Muhammet'in resimlerinin yer aldığı bir başka eserdir.
Enbiyânâme: Kanunî Sultan Süleyman devrinde şehnameci Fethullah Ârifî tarafından 1558 senesinde yazılmış resimli bir eserdir. İki minyatürde Hz. Muhammet yer almaktadır.
Zübdetü’t-Tevârih: III. Murad devrinde şehnameci Seyyid Lokman Urmevî tarafından 1583-86 yıllarında yazılmış genel bir tarih kitabıdır. İçinde Hz. Muhammet'in iki resmi bulunmaktadır.
Ahvâl-i Kıyamet: XVI. yüzyıl sonu XVII. yüzyıl başlarında hicrî 1000. yılda kıyametin kopacağına ilişkin inanca bağlı olarak yazılan bu eserde kıyametle ilgili birçok tasvirin yanı sıra Hz. Muhammet'in de resimleri yer almaktadır.
Fal-ı Kur’ân: İslam dinî tasvirlerini içeren bir diğer Hz. Muhammet resimleri içeren eserdir.
Osmanlı'da benzer çok sayıda Hz. Muhammet minyatürü çizilmiştir. Bunlardan bir kısmı Topkapı Müzesi arşivinde bulunmaktadır.
Kaynak:


H. Cem KANIBİR
Atasen Genel Başkanı
Türkbilimci (Türkolog)

PEYGAMBER DÖNEMİNDE RESİM VE HEYKEL

Peygamber’in Evi Resim Dolu

Peygamber’in eşlerinden Ayşe’nin resim ve heykel sanatına düşkünlüğü üzerine öykülenen hadisleri incelemek bile tek başına Peygamber’in bu sanata karşı tutumunu öğrenmek açısından doyurucudur.

•Birinci öykülemenin derlenmiş, toparlanmış hali şöyle:

‘Buhari’nin ve Ebu Davud’un naklettiği bir hadis, peygamberimizin (7-9 yaşındaki kç) Hz. Aişe ile ye ni evlendiği günlerde geçen bir olay ile ilgili olup, şöyledir:

‘Allah’ın resulü, eşi Aişe’nin oyuncaklarla oynadığını görünce, O’na:

– Bu nedir, diye sorar. O da:
– Kızlarım, cevabını verir.
– Ya ortadakiler?
– Attır.
– Peki onun sırtındakiler nedir?
– Kanatlar.
– Kanatlı at?
– Duymadın mı ki, Davud oğlu Süleyman (peygam berin) de kanatlı atları vardı. Bunun üzerine Resulullah, azı dişleri görünecek şekilde gülmüş tür.’(Nusret Çam, İslamda Sanat Sanatta İslam, s. 33)
Görüldüğü gibi Peygamber, biblo büyüklüğünde de olsa küçük yaştaki eşi Ayşe’nin üç boyutlu bebekleri olmasında bir sakınca görmemiş, tam tersi ne gülümseyerek verdiği tepkiyle de eşinin sözü geçen figüratif heykellerle oynamasını öedir ki:
‘Hz. Aişe’nin odasında küçük kız heykelleri, kuklalar, at vesair hayvan resimleri vardı.’ (Osman Keskioğlu, İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1961, 9. cilt, s. 19)


•İkinci söylence Müslim’den:

Müslim’in Sahih’inin Kitabu’l-Libas ve’z-Ziynet bölümünün 93 numaralı hadisi şöyledir:
zendirmiştir..
Ayrıca Osman Keskioğlu bir makalesinin 9. dip notunda konuyla ilgili Ebu Davud kaynaklı bir baş ka bilgi vermektedir ve demekt

‘..Aişe’nin, kendisinde birtakım tasvirler bulunan bir kumaşı vardı. Bu kumaş bir raf boyunca uzadılmıştı.
Peygamber (s) o rafa doğru namaz kılardı. Bir defa “o perdeyi benden geriye al!” buyurdu. Aişe der ki: Ben de onu geriye aldım da, müteakiben ondan birkaç yastık yaptım.’(Sahih-i Müslim c 6, s. 365-366)

•Üçüncü hadis, heykelle ilgilidir.

‘Ebu Davut’tan Reşit Rıza aktarıyor:

‘Cebrail bana geldi ve şunu söyledi:
‘- Dün gece sana geldim. Fakat kapıda heykeller, evde üzerinde suretler bulunan bir örtü ve köpek olduğu için eve girmedim (dedi ve) Heykelin ağaca benzemesi için başının kesilmesini, üzerine yaslanılan iki yastık yapılması için örtünün parçalanmasını ..emretti.’(Osman Şekerci, İslam’da Resim ve Heykelin Yeri, s. 28)
İlk bakışta hadis, resim ve heykele karşı yıkıcı bir tavır izlendiği görünümü vermektedir.
Elbette bu tür eylemleri alkışlamıyoruz. Sanat eserleri dokunulmazdır çünkü. Fakat biz o an orada neler olup bittiğinin peşindeyiz ve bir sonuca varmak istiyoruz.
Yeni bir din tebliğ etmekte olan Peygamber, pazardan satın alınıp evine asılan bazı resimlere dokunmaz, çünkü bunlar Tevrat kökenlidir ve yeni tebliğle uyumluluk içindedir. Bazılarına ise yıkıcı davranır, çünkü bu tür resimler Tanrı’ya eş koşmakta ya da putperestliğe hizmet etmektedirler.


Evinin önündeki eski tapım malzemesi olan heykele yıkıcı yaklaşması da bu gerekçeyledir. Eğer Peygamber genel olarak heykel düşmanı olsaydı, baş kısmını koparmakla yetinmez, heykelin tümünü ortadan kaldırırdı.
O başsız heykelin evinin önünde daha uzun süre kaldığı, su götürmez gerçektir.

•Dördüncü hadis Kabe ile ilgilidir.

Suut K mal Yetkin özetle aktarıyor:

‘Büyük bir Mekke tarihi yazan Ezraki (858)’nin anlattığına göre Hz. Muhammed (Aralık 629) Mekke’ye muzafferane girdikten sonra Kabe’yi ziyaret etmiş, duvarları süsleyen resimler karşısında durup elini, çocuk İsa’yı Meryem’in dizinde oturmuş gösteren resmin üzerine koyarak:
‘- Elimin altındaki müstesna, bütün resimleri siliniz! emrini vermiştir.
‘Ezraki bu resmin hicretin 63. (682) yılında, halifelik iddia eden Abdullah b. Zübeyr’in Kabe’ye sığınması ve Emevi kıtalarının Kabe’yi kuşatması üzerine çıkan yangında harap oluncaya kadar kaldığını da yazmaktadır.’ (Suut Kemal Yetkin, İslam Sanatı Tarihi, s. 7)
Söz konusu yangını Muaviye’nin oğlu Yezit’in askerleri çıkarmıştır. Askerler Abdullah b. Zübeyr’i dışarı çıkaramayacaklarını anlayınca mancınık kurup Kabe’yi taşa ve ateşe tutmuşlardır. Bu nedenle söz konusu kutsal mekan 682’de temellerine dek yıkılmıştır.
Peygamber 632'de Medi ne'de hayata gözlerini yumdu. Bu hesaba göre Kabe, onun ölümünden tam 51 yıl sonra yerle bir edilmiş oluyor; hem de direkleriyle birlikte. Demek ki dönemin Müslümanları o resmi, peygamberlerinin ölümünden sonra 51 yıl daha korumuşlar ve içinde sözü edilen resmin bulunduğu Kabe’yi ziyaret ederek hac görevlerini yerine getirmişler . Eğer o şanssız yangın olmasaydı, belki de o sütun ve üstündeki, kucağında İsa olan Meryem resmi bugün hâlâ Kabe içinde bulunuyor olacaktı ve resim- heykel yasakçısı onca hadisde üretilemeyecekti.

Dört Halife Devrinde Resim ve Heykel

Osman Keskioğlu “İslamda Tasvir ve Minyatürler” adlı makalesinin 15 no. lu dip notunda şöyle der:

‘Hz. Ömer Kudüs’e girdiği zaman toprağa gömülmüş bir heykel başı gördü. Onun Yahudiler’in bir heykeli olup Romalılar’ın gömdüğünü öğrenince elbisesinin ucuyla onun topraklarını ayıklamaya başladı. Yanındakiler de Ömer’in yaptığını yaptılar. Az sonra heykel topraktan kurtulmuş oldu. ..S’ad b. Vakkas, Kadisiye zaferinden sonra Medain’e girince Kisra’nın sarayını gezdi. Sarayın ihtişamına hayran kaldı... Orada bu zafere şükran olarak namaz kıldı. Halbuki orası at ve insan resimleriyle dolu idi. Ne S’ad, ne de diğer Müslümanlar bunlara asla dokunmadılar, öylece bıraktılar.’(O. Keskioğlu, aynı eser, s. 22-23)

Suut Kemal Yetkin de şu bilgileri veriyor:

‘Halife Ömer’in Medine Camii’nde buhur yakmak için Suriye’den getirilmiş, üzeri kabartma insan figürleriyle süslü bir buhurdan kullandığını Mukaddesi yazar.’ (S. K. Yetkin, aynı eser, s. 7)
‘Hicretin 25. yılında, ikinci halife Ömer’in kestirdiği, bir yüzünde Besmele ile Kelime-i şahadet, öbür yüzünde Bizans imparatorlarının resmi bulunan sikkeler...’(S. K. Yetkin, aynı eser, s. 8)

Dört Halife dönemi liderleri de resim ve heykel kurtarıyor, koruyor ve resim-heykel dolu bir mekanda namaz kılıyor. Tıpkı peygamberlerinin yaptığı gibi.


Emeviler Devrinde Resim ve Heykel

Bahriye Üçok, Emevi döneminin sanat etkinliklerini şöyle özetler:

‘(Emevi halifelerinin çöl saraylarından kç) Kuseyr Amra’nın büyük bir bölümü, sıcaklık dereceleri birbirinden farklı bulunan hamam odalarından meydana gelir. Köşkün hemen her yerinde odaların duvarları, tavanları, türlü türlü renklendirilmiş resimlerle bezendirilmiştir. ..Resimlerin konuları çeşitlidir. Av sahneleri, zanaatkarların çalışmaları, tarih, felsefe ve şiiri gösteren sembolik tasvirler, Hz. İsa gibi bulutların üstünde tahta kurulmuş olarak resmedilmiş bir halife, duvar girintilerinde bir çok kadın figürleri, çöl kuşları ve hepsinden daha ilginci, başında incilerle işlenmiş zengin bir başlık taşıyan çıplak bir kadın resmidir ki, şimdi bu resim Berlin’de Kaiser Friederich (Kayzer Frederih) müzesinde bulunmaktadır.’ (Bahriye Üçok, İslam Tarihi


Emeviler-Abbasiler, MEB, s162-163)

Sarayı içindeki resim ve süslemeler hakkındaki başka bilgileride E. Diez anlatsın bize:

‘Asma dallı üç-köşe sahalar büyük bir tenevvu göstermektedir. Burada üçgenlerin tasvirinde Jahrb. d. Preuss. Kunstsamm lun gen, 1904, XXV, levha VIII’deki resmi neşriyattaki taslağı takip edeceğiz. A ve B üçgenlerinin zaviyesinde, T’ang sülalesi zamanından itibaren Çin mezar plastik sanatında büyük rağbette olan, insan başlı efsanevi bir hayvan bulunmakta idi. D-1’de gerçeğe daha yakın bir şekilde çizilmiş olan asma dalları, iki yanlarında arslanlar ve kartal başlı, kanatlı arslanlar bulunan vazolardan taşmaktadır. Ayrıca bu asma bezekleri mandalar, parslar, vaşak ve ceylanlar ile süslüdür. J üçgeninde asma bezekler doğrudan doğruya topraktan çıkmaktadır; bu bölümde, burada tamamen istisnai olarak, üzüm toplayan iki insan tasviri vardır. L üçgeni kapının sağına düşen ilk hayvan tasvirleri ile süslü olan son üçgendir.’ (E. Diez, İslam Ansiklopedisi c 8, MEB, Mşatta maddesi, s. 433)
Emevi plastik sanat uygulamaları Kuseyr Amra ile sınırlı değildir. Diğer Emevi çöl sarayları da bu sarayla yarışacak düzeyde resim ve heykel ürünleriyle doldurulmuştur. Bunların başında da Kasrü’l Hayri’l-Garbi, Mşatta ve Hırbet ül-Mefcir sarayları gelmektedir. Özellikle Kasrü’l Hayri’l-Garbi sarayının cephesindeki, sol eliyle güvercin tutan Venüs büstü dikkat çekicidir. Büstteki figürün göğüsleri açıktır, belirgin bir şekilde abartılarak betimlenmiştir ve herkesin görebileceği bir alana konmuştur.
Bir başka ilginç örnek Ümeyye (Emevi) Camisi iç ve dış mekan resimleridir. Bugün de ayakta olan bu


yapının içindeki duvar fresk ve mozaiklerinde doğa görünümlü Cennet betimlemeleri vardır.
Emeviler, Peygamber’in ve Dört Halife’nin açtığı bu yolu sapmasız izlediler. Dahası, sanata devlet koruması ve parasal destekleme getirdiler. Bu sayede resim ve heykel, İslam’daki en özgür yıllarını Emeviler döneminde yaşamış oldu.
Ta ki 750 yılında Abbasiler imparatorluk kurana dek... Çünkü yasak o zaman başlamıştır.

KUR’ANDA RESİM VE HEYKEL

a- Kur’an’da Yasak Yok

İslam bilginlerinin bazıları Kur’an’da yasak içeren -tartışmalı olsa da- tek bir ayet olduğu konusunda ısrarcıdırlar.
Sözü edilen ayet, Maide Suresi’nin 90. ayetidir ve Arapçası şöyledir:
‘Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn.’

Y. N. Öz türk ‘ensab’ sözcüğünü pek çok ilahiyatçı gibi ‘dikili taşlar’ olarak algılar ve ayeti Türkçe’ye şöyle çevirir:

‘Ey iman edenler! Uyuşturucu, kumar, tapılmak için dikilen taşlar (ensab), fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durunki kurtuluşa eresiniz.’ (Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an-ı Kerim Meali, s. 118)

Ünlü tarihçi/tefsirci İbn-i Ke sir’in ‘ensab’ yorumu ise şöyledir:

‘Dikili taşlar “ensap”a gelince; bunlar, (puta tapar) müşriklerin, kurbanlarını yanlarında kestikleri taşlardır.’ (İbn-i Kesir Tefsiri c 2, s. 62)

Süleyman Ateş ‘ensab’ sözcüğü için tefsiren şu açıklamayı getirir:

‘Ensab: Müşriklerin, üzerinde kurbanlarını kestikleri taşlar(dır).’ (Süleyman Ateş, Kur’an-ı Kerim Tefsiri c 2, s. 833)
Şekerci ise konuyla ilişkili tartışmaları kaynaklara dayanarak madde madde özetler ve şu tespitleri yapar:
‘İbn-i Ab bas , Mücahit, Ata Sait b. Cübeyr ve diğerleri ki bunlar ilk Kur’an müfessirleridir- “ensap”tan gaye, eski Arapların üzerinde kurbanlarını kestikleri ve ibadet ettikleri taşlar olduğunu söylerler.’***
Buradan da anlaşılacağı gibi, Kur’an doğrudan resim ve heykel sözcüğünü kullanarak ayet hükmüyle yasak getirmemiştir. Yasak, bazı Müslümanlar’ın söz konusu ayetteki ensab sözcüğünü aşırı zorlayarak ulaştıkları yapay bir olgudur.

b-Kur’an “Heykel Nimettir” Diyor

Kur’an resim ve heykel yapımını yasaklamadığı gibi, bu işlerle uğraşanları över. İşte söz konusu ayetler:

•Birincisi, Sebe Suresi’nin 13. ayetidir ve Y. N. Öztürk çevrisi şöyle:

‘Onlar Süleyman için, mihraplardan / kalelerden, heykellerden, havuzlar gibi çanaklardan, yerinden kaldırılamaz kazanlardan ne dilerlerse yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükür olarak iş yapın. Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki...’ (Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an-ı Kerim Meali, s. 390)

İbn-i Ke sir ayeti şöyle tef si r eder:

‘Ayette geçen “meharib” kelimesi; güzel yapılar, demektir. Evin en değerli ve orta yeridir. Dahhak ise,
bunun, “ma’bedler” demek olduğunu söylemiştir. “Temasil” ise, suretler (resimler), heykeller, demektir ki bunlar, bakırdan veya çamur ve camdanimiş.’(İbn-i Kesir Tefsiri c 5, s. 15)


İşin ilginç yanı, bu ayetin Tevrat ayetiyle uyum gösteriyor olmasıdır; şöyle:

‘13Ve kral Süleyman gönderip Surdan Hiramı getirtti. ..23Ve (Hiram kç.) dökme denizi bir kenarından o bir kenarına on arşın olarak değirmi biçimde yaptı. ..25 (Deniz kç) On iki öküz (heykeli kç) üzerinde dururdu. ..29ve pervazlar arasında olan yan levhalarında aslanlar, öküzler, ve kerubiler (kabartmaları kç) vardı.’ (Kitabı Mukaddes, I. Krallar, Bap 7, s. 343-344)
Şekerci’nin yorumu son noktayı koyar gibidir:
‘Bir kısım bilginler mesela: Kurtubi ve Ebu Hayyan bu ayeti heykel yapımının caiz olduğuna delil olarak getirmişlerdir. İşin önemli bir tarafı da bunun (Kur’an tarafından kç) Hz. Süleyman’a verilmiş nimetler arasında sayılmasıdır.’
Elmalılı Hamdi Yazır’ın konuyla ilgili görüşü ise şöyle özetlenebilir:
‘Tasvirler yapılmasına Süleyman nasıl cevaz verdi, diye sorabilirsin. Ceva benderim ki tasvir, yalan vezulüm gibi aklın kötü gördüğü şeylerden değildir.’ (O. Şekerci, aynı eser s 17)

•İkincisi, Ali-İmran Suresi’nin 49. ayetidir ve Öztürk şöyle çevirmiştir:

‘Onu, Beni israil’e şöyle konuşan bir resul yapacak: şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuş görünümünde bir şey yapar, ona üflerim de Allah’ın izniyle kuş oluverir.’ (Y. N.Öztürk, aynı eser, s. 390)

Ayeti İbn-i Kesir şöyle yorumlar:

‘Hz. İsa, çamurdan kuşşekli yapıp sonra ona üflemiş, o da herkesin gözü önünde, Allah’ın izniyle uçmuştu. Allah bunu Hz. İsa’ya, onun Allah tarafından gönderildiğine delalet eden bir mu’cize olarak vermiş ti.’ (İbn-i Kesir Tefsiri c 1, s. 280)
Dikkat edilirse Kur’an, bu ayeti ile diğer ayetlerde olmayan bir şey daha söylemektedir. Demektedir ki:
Sanatçı, resim ve heykelini oluşturduğunda ‘bunu ben yarattım’ diye ifade eder ise bunda bir sakınca yoktur.
Çünkü buradaki yaratma sözcüğü ve fiili ile tanrısal yaratım kastedilemez.
Görüldüğü gibi Kur’an ayetleri, resim-heykel üretimini peygamber işi saymaktadır.
*
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Başbakanın bu tutumu Peygamber ve Kur’an’la uyum içinde değildir.
Malzemesi gereği Peygamber döneminden günümüze oyuncak örneği kalmamış. Çağdaşımız çocukların oyuncakları ile Ayşe’nin oyuncakları arasında kullanılan malzeme dışında pek fark olmasa gerek.
Kabe, tarih süreci içinde tamirat nedeniyle üç kez temellerine dek yıkıldı. Birinde Hacer-ül Esvet’in yerine konmasına -minyatürde gösterildiği gibi- Peygamber hakemlik etti. Günümüzün Kabe’si ise Peygamber döneminde inşa edilen, sütunu resimli Kabe değildir.
Üstte solda Fustat heykeli. Ortadakiler Kasrü’l Hayri’l Garbi’deki heykel ve resimlerden. 


Sağda Hırbet ül-Mefcir Sarayı heykellerinden birisi.
Mşatta Sarayı’nın yukarıdaki alınlığı şimdi Almanya’dadır. Üstteki küçük resim, ana yapının üçgen formu içindeki figürlü kabartma ayrıntısıdır ve görüntüde bir aslan ve bir griffon aynı kaptan su içmektedir.
Altta Kuseyr Amra çöl sarayının günümüze gelen kalıntısı. Üstte bu sarayın duvarlarına halife için yapılmış Emevi İslam fresklerinden iki örnek.
Üstte solda Emevi Camisi resimli cephesi, sağda ise cami içindeki cennet betimlemeli mozaikler.
Üstte Süleyman Peygamber aslan heykelleriyle süslü sarayında. Altta solda Kur’an’da sözü edilen ve 12 öküz heykelinin taşıdığı, kaldırılamayacak kadar ağır havuz. Altta sağda ise kutsal kerrubi rölyefi.
*Tektanrılı Dinlerde Resim ve Heykel Sorunu kitabının yazarı

Köksal Çiftçi
koksalciftci@hotmail.com

IŞİD Türkmen köyünü bastı, 7 şehit



IŞİD Türkmen köyünü bastı, 7 şehit
IŞİD terör örgütü Irak'ın Selahattin iline bağlı Tuzhurmatu ilçesinin 12 km batısında yer alan Türkmen Çardağlı köyüne saldırdı.


Yağmurlu havayı fırsat bilen teröristler gece yarısından sonra köyün kuzeyinde yer alan Aksu çayından yaya olarak köye girdi.
Teröristler ilk önce 5 kişinin bulunduğu bir Türkmen evini bastı.
Baskında evde bulunan 3'ü kadın olmak üzere 5 kişi kurşuna dizilerek infaz edildi.
Teröristler olay yerine gelen güvenlik güçlerine de saldırdı, saldırıda 1'i Tuzhurmatu imdat polisi görevlisi, diğeri Haşdi Şabi'nin Şehid Sadr grubu üyesi olmak üzere 2 kişi hayatını kaybetti.
Teröristlerden ardından köyden kaçtı.
http://www.habererk.com

Kardeşine tecavüz eden imam hakkında karar




Kardeşine tecavüz eden imam hakkında karar

Kız kardeşlerine tecavüz eden biri imam iki kardeşe rekor ceza

Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, kız kardeşleri H.B.'ye (24) tecavüz eden imam A.B. (31) ile diğer kardeşi M.B.'yi (29) 'nitelikli cinsel saldırı' suçundan önce 10'ar yıl, ardından eylemin kardeşe karşı işlenmesi nedeniyle 15'er yıl hapis cezasına mahkum etti.

Mahkeme, son duruşmaya katılan iki kardeşin hükümle birlikte tutuklanmasına karar verdi.
Merkez Yakutiye ilçesinde oturan H.B., polise başvurarak iki ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini iddia etti. Annesi İ.B. ve babası A.B.'nin vefat ettiğini anlatan H.B., Kars'ın bir köyünde imam olan ağabeyi A.B.'den hamile kaldığını ve Ankara'da kürtaj olduğunu öne sürdü.

Ağabeyi M.B.'nin şiddetine uğradığı için bir dönem Kadın Sığınma Evi'nde kaldığını anlatan kız kardeş, buradayken N.U. adlı kadının aracılığı ile tanıştığı 2 kişinin de tecavüzüne uğradığını ileri sürdü. H.B.'nin ifadeleri doğrultusunda iki ağabeyi ile birlikte biri aracılık eden kadın olmak üzere toplam 5 kişi, 11 Kasım 2013'te tutuklanarak cezaevine kondu.



Savcılık ve sorgu hakimliğinde, iki ağabey kız kardeşleri ile ilişkiye girdiklerini kabul etti, ancak zor kullanmadıklarını, diğer iki erkek ise para karşılığı ilişki yaşadıklarını ileri sürdü. 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın ilk celsesinde, 2 ağabey dışındakiler tahliye edildi.

H.B.'nin ağabeyleri A.B. ve M.B. ise 7 ay cezaevinde kaldıktan sonra her duruşmaya katılmak koşulu ile serbest bırakıldı. Ancak İmam A.B., Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından başlatılan idari soruşturma kapsamında görevden alındı. Duruşmalarda ağabeyler, suçlamaları kabul etmeyerek, kız kardeşleri H.B.'nin iftira attığını iddia ettiler. Kadın sığınma evinde kalan H.B. de mahkemeye gönderdiği mektupta ağabeylerine iftira attığını savundu.

Duruşma savcısı Fatih Yılmaz, geçen Eylül ayında sunduğu mütalaasında H.B.'nin gerek emniyette, gerek soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısına ayrıntılı şekilde ifade verdiğini, sanıkların da ifadelerinde eylemleri kabul ettiklerini, aynı şekilde Sulh Ceza Mahkemesinde hakim huzurunda da bunu tekrar ettiklerini bildirdi. Mağdurenin sanıkları cezadan kurtarmak için yönlendirildiğini ve bu yüzden ifade değiştirdiğine işaret etti.

2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasında A.B. ve M.B. hazır bulundu. Son sözleri sorulan iki kardeş suçlamaları yine kabul etmedi. Mahkeme heyeti, iki kardeşin 'nitelikli cinsel saldırı' suçunu işlediğini kabul ederek A.B. ve M.B.'yi önce 10'ar yıl hapis cezasına mahkum etti.

Heyet, suçun kardeşe karşı işlenmesi nedeniyle iki kardeşin cezasını yarı oranında arttırarak 15'er yıla çıkardı. Mahkeme, diğer sanıklar iki erkeğin beratine karar verirken, N.U.'yu 'fuhuşa aracılık etmek' suçundan 3 yıl hapis cezasına çarptırdı. Duruşma salonunda bulunan iki kardeş hükmün açıklanmasıyla birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi.Hümeyra PARDELİ/ ERZURUM, (DHA)-