7 Şubat 2017 Salı

Evet, Hepimiz Sevişmek İstiyoruz




 Evet, Hepimiz Sevişmek İstiyoruz
Gençlerin gençliğini kıskanacak halim yok. Kim gençliğinin üzerinden bir daha geçebilmiş ki? Onlar da yaşlanacaklar elbet. Bir gün gençlerin de yaşlanacağı düşüncesiyle kendimi avuttuğumu düşünmenizi istemem. Varsa dünyanın bir adaleti, o da bu işte.
İçimde, içimden geçirdiklerimi duyan birileri var ve ben sadece onlarla konuşuyorum artık. Her yeni gün, yeni bir “yaşlanma” tanımı benim için. Bugünkü şu: “İçinden geçenleri, içinde yaşayan birileri duymaya ve cevap vermeye başladıysa, sen yaşlanmışsın demektir.”

İçimdekilere karşı da çok dikkatliyimdir ha. Sıkmamaya çalışırım; konuşmak için dinleyebilecekleri en uygun zamanı kollarım. Sorularımı en anlaşılır hale getirmeden asla sormam. Sadece anlattıklarını değil, nefeslerini de dinlerim. İlkokul öğretmenimin gözündeki çocuk, ilk sevgilimin sevgilisi, terk eden ve terk edilen, vefalı ve vefasız, korkak ve cesur olarak geçerim karşılarına. Neye sinirlendiklerini, nelerden hoşlandıkları az çok öğrendim. Kavga çıkarmadan konuşmak, yaşlanacak kadar uzun zamanımı aldı. Alın bir tanım daha size: “İçinizdekilerle kavgayı bıraktıysanız yaşlandınız demektir.”

Evet, alnıma silah dayarlarsa, “Yaşlanmadım, yaş aldım,” diyebilirim. Üstü başı annesizlik kokan üniversite öğrencilerinin bir anlık şefkatine, evet bir anlık şefkatine nail olmak da kesmez beni. Kokuya ve renge inanırım. Neticede insan da bir hayvan; o da koklaşarak anlaşır. Gençlik ve yaşlılık, renk ve kokuyla ayrılır birbirinden. Laf lafı açınca, aynı gün içinde üçüncü tanım geldi bak: “Koklaşamıyorsan, yaşlanmışsın demektir.”
Renk demiştim…
Bahçenin taze çiçekleriyle, solmuş kurumuşları… Renk renk havluları serdik, uzandık kızgın kumlara. Denize bakıyoruz. İçimdekilerden biri, ah o benim en sevdiğimdir, usul usul anlatıyor:

“Anla artık, nasıl öpmek istediysem adamı, öpemedim diye, o dakka dudağım uçuklamıştı.” Sesli gülmüşüm. “Şimdilik gülüşünü kaçırıyorsun, çişini kaçıracağın günler de gelecek,” deyip kahkahayı bastı. “Düşün, ben susuzluktan kavrulmuşum, o akıyor gürül gürül. Çok şükür öptüm sonunda. Bak şunlara” dedi “bak, gençlerin hepsi sevişmek istiyor.”
Yanı başımda patlayan genç kahkahaya döndüm. Bahar dalı gibi incecik, pespembe… Bana, gözlerimin ta içine baka baka; kuşlara, siz susun biraz da ben cıvıldaşacağım diyen sesiyle “Evet,” dedi, “haklısınız, hepimiz sevişmek istiyoruz.”
İçeriyle dışarının arasındaki bent yıkıldı, denize saldığımız gülüşlerimiz, köpüklere binip binip yeniden döndüler. Bir el, taze bir yaprak gibi elimin üstüne kondu.
İçinizdekiler, sizden habersiz dökülüyorsa dudaklarınızdan, siz artık olmuşsunuz demektir.